İşletmeye Giriş dersinde Sir Tamer Koçel Pazarlama konusuna kısa bir giriş yapınca hayli ilgimi çekti. Verdiği ödevden yola çıkarak ülkemizde ve dünyada pazarlama konusuna dair araştırma yapmak istedim ve soluğu çeşitli makale sitelerinde ve bu konuyla ilgili izleyebileceğim konferans videolarında bulup notlarımı almaya başladım.
İlk başta dikkatimi çeken, her kulvarda kendisini gösteren internet artık bu sektörde de kendisine pastanın en önemli dilimini ayırmıştı. Hatta bu artık mobil pazarlamaya doğru ilerlemekte. Telefonların artık vücudumuzun bir parçası olduğunu düşünürsek bu değişime ayak uydurmamız pek uzun sürmedi ve artık pek çok şirket için vazgeçilmez konumda.
Peki, şirketleri bu mobil pazarlama alanına yönlendiren etmenler nelerdir? Kısaca onları sıralamak gerekirse:
1) Ölçümlemesi kolaydır: Mobil pazarlama kampanyasında net olarak kampanyanın hedef kitlesi sayıca belirlenebilmekte, ulaşmak istenen kişilerin geri dönüş oranları doğrudan doğruya tespit edilebilmektedir.
2) Geri Dönüş oranının yüksek olması: Belirlenen hedef kitleye gönderilen mesajların, ilgisi olmayan kitleyle kıyasla çok daha yüzdeli bir şekilde geri dönüş alması.
3)Fonksiyonellik ve Özellikler: Hedef kitlesi olan genç kesimin bu uygulamaları çabuk benimsemesi,eğlenceli bulması ile basit ve kullanışlı aplikasyonların geliştirilmesinin yanı sıra eğlence,iş,alışveriş sektörleriyle de entegre edilmesi mobil alanı hayli albenili kılıyor.
4)Bölme ve hedef müşteriye ulaşma kolaylığı: Bir kampanyayı tanıtmak için müşterinin izinli datalarını kullanmak için operatörlerinden müşterinin ağırlık verdiği konunun belirlenmesiyle birlikte ona yönelik daha cazip gelen avantajlar uygulanabilir.
5)Maliyetinin düşük olması: Mesela bu konuda Coca-Cola ve Pepsi'yi örnek gösterebiliriz. Bundan 1-2 sene öncesine kadar.promosyon olarak kapaklar karşılığında tabak,penguen,kavanoz vs. verirken artık bu günümüzde konuşma hakkı, internet pakedi gibi değişiklikler göstermekte. Bunun şirketlere en önemlisi getirisi ise işin lojistik yükünü hafifletmek ve bu sırada GSM operatörüyle etkileşim içinde olup oradan da kâr marjinalini artırmak.
6)Kitlesel değil bireysel olması: Müşterinin sevdiği şeyler,yaşadığı coğrafya,satın alım gücü ve seçenekleri göz önünde bulundurulur ve ona yönelik kişisel pazarlama stratejisi geliştirilerek nokta atışın yapılması sağlanır.
7)Karşılıklı etkileşim sağlanması: Günümüzde müşterinin gözünde bağımlılık yaratan markalara bakarsak bunlar, müşterisiyle pek çok konuda istişarede bulunan ve mobil hayatta interaktif bir alan oluşturarak onların fikirlerine değer verdiğini göstermekte ve bu şekilde yeni çıkan ürünlerini en kısa sürede büyük bir network'e tanıtabilmektedir.
Sonuç olarak mobil pazarlama, günümüz teknolojik olanaklarıyla beraber çok etkin bir pazarlama seçeneği haline gelmiştir.
Kişilerin hareketliliği ve cihazların taşınabilirliği, bilgi toplumunun artmasıyla beraber önemli bir hale gelmiştir.Geçmiş uygulamaların mobil ortamda sentezlenmesi ve yeni uygulamaların ortaya çıkarılması ile birlikte günümüzün en etkili pazarlama türü olduğunu söyleyebiliriz.
30 Kasım 2014 Pazar
12 Kasım 2014 Çarşamba
Ülkemizde AR-GE ve İnovasyon Konusundaki Eksiklikler ve Ona Yönelik Çözüm Önerileri
Son yıllarda tüm dünyada bu iki kavram kendine büyük bir yer
edindi: AR-GE ve İnovasyon.Özellikle bilişim ve yazılım sektörlerinin
hayatımızda bu kadar çok yer edinmesiyle beraber yeni ekonomik faaliyetlerde
önem kazanmaya başladı.Dünyadaki yerinin hatırı sayılır olduğunu
söylemiştik,bizde ise yeni yeni önem kazanmaya başladı.Şu anda ülke giderlerinin
%1’ini oluşturuyor.(6.5 milyar $) ‘’2023 hedefleri’’ olarak belirlenen listede
2023 yılında bunun 30 milyar $ ile %3 olması bekleniyor.
Tahmin edileceği
gibi bu sektörün kilit noktası girişimcilik.Bizde bu kulvarın ilerlemeye geç
kalmasının sebeplerini ele alacağız.Ama ben öncelikle bu alana yönelmiş
insanların karşılaşacağı dört zorluğu sıralamak istiyorum.Aslında ilk üç
aşamada zorluk var daha ziyade.Eleği geçip süzülürseniz son aşamada sizi zafer
bekliyor.
A ) Yoksay Kapısı: Bu aşamada
girişimciliğe başlamış herkesle aynı konumdasınız. Kafanızda bir fikir,proje
vardır ve bunları çevrenizdekilere sunmak; onlardan olumlu ve olumsuz
eleştiriler almak istersiniz fakat maalesef çevrenizdekilerin vereceği tepki bu
aşamada ‘yok saymak’ olur.
B ) Alay et kapısı: İlk aşamada
kendinize muhatap buldunuz ve projenizi anlattınız.Farklı bir perspektife
sahipsiniz ve bunun getirisiyle alışılmadık bir şey sunmanıza rağmen sizinle ve
eserinizle alay edilir.Ciddiye alınmaz.Bu mantığa göre gerekli olan her şey
bulunmuş,keşfedilmiştir.Bundan sonraki tasarımlar gereksizdir.
C ) Sizinle savaşılması: Eğer
pes etmeyip projenizi anlatmaya devam edip,onları ikna ederseniz bu sefer
‘kabullenememe’ evresi devreye girer.Çünkü siz inovasyon maratonunda koşarak
eski köye yeni adet getirmişsinizdir ve bu eski köyün ağaları ve sakinleri
tarafından pek hoş karşılanmaz
D ) Benimsenme kapısı: Onlara
bunun pek kötü bir şey olmadığını,aslında hepimiz için yapılan bir girişim
olduğunu anlatmayı başardınız ve ikna ettiniz.Artık tamamdır! İlk 3 zorlu
kapıdan geçtiniz ve başarının kapısının anahtarı elinizde demektir.
Bunlar girişimci
olmak isteyen nadide insanların karşılaşacağı zorluklar.Peki, şimdiki sorumuz:
Neden bu alana nadide insanlar yöneliyor? Maddi ve manevi bu kadar albenili
değil mi gerçekten? Benim bu noktada 8 tespitim var,onları paylaşmak istiyorum.
1)
Düello yok pusu var:
Aslında bu kavramı dahili girişimciler için kullanıyordum ama artık bireysel
girişimciler için de geçerli. Yani bir girişimciyle diğeri arasında ‘’ben daha
faydalı şeyler bulacağım’’ düşüncesi değil de ‘’onunkini nasıl batırsam’’ fikri
var. Bu da zaten daha en baştan işi baltalıyor.
2)
Akıl yerine kurnazlık:
Toplumumuzda aslında yaratıcı insan problemi yok.Buna kurnazlık yaparken
söylenilen yalanlardan,kurulan cümlelerden anlayabiliriz.Ülkede çıkarı için
kurnazlığa giden değil de aklını yararlı şeylere yatıran insan eksiği var.
3)
Sabır yerine telaş:
Mesela dahili girişimcileri ele alalım.Çalıştıkları firmalarda patronlar
onlardan sürekli bir şeyler bekler.Daima aktif olmaları gerekir.(Aktiften
kastım bir şeyler üretmeleri) Belli bir süre sonunda elle tutulur(!) bir şey
yoksa yollar ayrılır.Patronunun gözüne girmek isteyen girişimci bu yüzden ya
(ç)alıntı ya taklit ya da niteliksiz projelere yönelir.Amerikalıların bu
noktada bağımsız ve özgür çalışılabilmesi için kurdukları NYIT(New York Instute
of Technology) muazzam bir örnek.
4)
Merak yerine Biat:
Yine firmalara bağımlı olarak çalışan girişimcilerin karşılaştığı problemlerden
biri. Asıl amaç bir süre sonra patron ya da yönetim kurulunun hoşuna gidecek ya
da ‘gerekli gördüğü’ şeyleri tasarlamak oluyor.Bu sefer ilginç bulduğu,merak
ettiği şeyleri değil de istenilen şeylere yoğunlaşıyor bu da biat geleneğinin
girişimciliğe darbesi denebilir.
5)
Herkes her şeyi
biliyor: Aslında buna karşılaşılan engellerde de değinmiştik.Ülkede
bilgi açığı yok,her şey tamam gibi.Fakat tabii ki gerçek böyle değil. Her geçen
gün yenilenen teknoloji ve ekonomi gösteriyor ki ‘’değişmeyen tek şey
değişimdir’’
6)
Özgün yerine taklit:
Düşünme anlamında biraz tembel bir toplum olduğumuz özeleştirisini yapmak
gerekir.Bu yüzden yeni bir şey üretmektense hazıra konmak daha kolayımıza
geliyor.Bu da tabi sadece kendimizi kandırmamıza neden oluyor.
7)
Ödül yerine ceza:
Aslında bu son yıllarda biraz biraz aşılmaya başlandı.Fakat hâlâ geçerliliğini
koruyor.Yani bir şey bulmak istediğinizde size verilen tepki ‘’öyle mi,gel
bakalım neymiş’’ değil de ‘’hadi ordan sende’’ oluyor.
8)
Farkındalık :
Bu da yine çeşitli konferans,eğitim ve etkinliklerle aşılmaya çalışılan bir
kavram.Artık devlet dairelerinde de özel sektörde de kontenjanlar fazlasıyla
dolmuş durumda,bu da insanları yeni şeylere yönlendiriyor tabi.Bu da insanların
inovasyon,ar-ge gibi kavramların fark etmesine olanak sağlıyor.
Gözlemlediğim
kadarıyla ülkemizde AR-GE ve inovasyona bakış açımıza değinmeye
çalıştım.Ülkemizde bu konuda yeni yeni çalışmaların başladığını söylemiştik.İlk
aklıma geln ise Zorlu’nun Venüs adlı yerli telefonu çıkarması.(RAM yabancı olsa
da geri kalanıyla yerli malı).Geçen yıl 90 milyon telefon için 2.7 milyar
dolar verdiğimizi düşünürsek sektörün büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor.
Bu arada
kendimizden bahsettik,biraz da karşılaştırma yapalım.1960 yılında bizde askeri
darbe olan bir başka ülke daha darbe olmuştu:Güney Kore. O dönemde dünyanın
sefalet içindeki ülkelerinden biriyken şu anda Kişi Başı Milli Geliri 20 bin
dolar seviyesinde.En çok tanınan telefon markalarından Samsung’u bünyesinde
bulunan ülke.Bunun pek çok sebebi var tabi,ilki; devletin yabancı firmalara
uyguladığı kota uygulaması. Sonrasında ülkenin seferber olup bu konuyla ilgili
kafa yorması ve daha nice sebepler.
Aslında bizlerde
‘inovasyon’ kavramı süreklilik ifade etmese de pek de yabancı değil.Hatta
bizdeki tarihinin Cumhuriyet’in ilk yıllarına dayandığını bile söyleyebiliriz.
–Mekanları cennet olsun- Vecihi Hürkuş,Nuri Demirağ ve Selahattin Bey’in
yaptıkları 8 teyyare bunun en iyi örnekleri.Cemal Gürsel zamanında yapılan
devrim arabaları da gayet iyi bir örnek.Bu araçlardan birine Cemal Gürsel’in
binip kısa bir gezi yaptığını bile düşünürsek kat edilen aşama daha iyi
anlaşılabilir.
Bunların hülasası
bizde o potansiyel var fakat önümüzde sorunlar ve o sorunlara getirilmesi
gereken çözümler var.İçtimai konulara değinmiştik,işin bir de finansal boyutu
var.O da enflasyonist ekonomi.Yani en açık ifadeyle her hafta ürünün fiyat
değişimi.Bu konuda kendimce yaptığım çözüm önerileri ise maddeler halinde
sıralarsak şöyle:
1)Merak
2)İhtiyaç Envanteri
3)Farklılıkları Keşfetmek
4)Uzmanlık Değil Tutku
5)Hatayı Hak Olarak Tanımlama
6)Sabır
7)Başarısızlığı Yönet ve Bütçele
8)Fikri Suçlama ve Yargılama
9)Ödüle Ortak Et
Tüm bunları
hallettiğimizde bizlerde küresel yatırımcılar,girişimciler çıkarabiliriz.Yeter
ki inovasyona ve AR-GE’ye gönül verenlerimiz bu yolda devam etsinler yoksa
keşfedilecek çok şey var.Mesela IBM yazılımı keşfettiğinde ofis programlarını
da ondan bekliyorlardı fakat sonra Microsoft diye bir şey çıkıverdi.Ardından
Google denen şirket arama motorunu buldu ve çok büyük bir ihtiyacı ortadan
kaldırdı. Google Plus hamlesiyle herkes sosyal medya atılımını ondan bekliyordu
fakat bu sefer devreye Facebook,Twitter gibi uygulamalar girdi.Yani sınırsız
insan ihtiyaçlarını karşılamak için eldeki veriler fazlasıyla yeterli; yeter ki
içimizdeki girişim ruhu eksik olmasın..
Kaynakça:
http://en.wikipedia.org/wiki/New_York_Institute_of_Technology
26 Ekim 2014 Pazar
IPFYE ENERJİ KONGRESİ'NİN ARDINDAN
24-25 Ekim tarihlerinde Uluslararası Genç Girişimciler Platformu tarafından Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul yerleşkesinde 'IPFYE Enerji Kongresi' düzenlendi. Pek çok iş adamı, genel müdür, yönetici ve akademisyeni ağırlayan etkinlik bu 2 günlük süre zarfında katılımcılara keyifli ve verimli bir dönüşüm sağladı.
Cuma günü sabah 9:30'da Platform başkanı,Hukuk Fakültesi Dekanı ve Mütevelli Heyeti Başkanı'nın konuşmalarının ardından söz Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'taydı.Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'nden bahseden Arınç, bu proje sayesinde Avrupa'nın ilk kez Azeri gazı kullanacağını söylerken Hazar bölgesinin de talepleri karşılama konusunda yeni bir alan olacağını aktardı.Bunun yanı sıra en çok ithalat yaptığımız petrol ve doğalgaz konularına da değinen Arınç, TEPAV'ın bu konudaki çalışmalarına değindi.
Arınç'ın ardından kürsüye çıkan BP Türkiye Genel Müdürü Bull Fackrell ise Ortadoğu pazarıyla ilgili hedeflerini, gerçekleşmiş-gerçekleşmemiş beklentilerini ve üzerinde en çok durdukları SCP(South Caucasus Pipeline) projesini anlattı.
Ardından Teyo Yatırım,Borusan ENBW Enerji Genel Müdür Yrd. ve Humartaş Enerji Yrd. Türkiye'de Enerji Piyasasını masaya yatırdılar.Yaptıkları sunumlarla ülkemizde bu sektörün ilerlemesi için neler yapmasını gerektiğini belirtirlerken şirketlerinin de misyonlarını anlattılar.
Sonrasında süre planlamasının aşılmasından dolayı etkinlikler arasında yer değiştirme yaşandı ve ''Türkiye'de Yenilenebilir Enerji Yatırımları ve Gelişimi'' konulu panelle devam edildi.Ortadoğu Enerji'den Ata Ceylan,Siemens'ten Bilgehan Yaşacan ve Aksan Hukuk'tan Güray Erol hazırladıkları slaytlarla bu konuda bilgilendirmelerde bulundular. Fosil yakıtlarının gittikçe azaldığını varsayarsak bu enerji türünün önemi herkesin malumu.Bu konuda neler yapılabileceği, türbinlerin maliyetinin ve özel sektörün bu konuda neler yapılabileceği detaylarıyla ele alındı.
Öğle arasının ardından ikinci oturumda söz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İlker Sert'teydi. Bakanlığın yenilenebilir enerji noktasındaki çalışmalarına değinirken nükleer santral noktasındaki çalışmalarına değindi.Bu konudaki eleştirilere pek değinmemeye çalışmakla beraber bu projenin olumlu taraflarını belirtmekle yetindi.
Ardından Shila Ismail, Juha Pettari Peralampi ve Dr. Bader Obaidat ise ''Üye Ülkelerde Girişimcilik Faktörü,Bu yönde açılımlar ve inovasyon'' konulu panel düzenlediler.Özellikle ülkemizin inovasyon konusundaki geri kaldığını kabul edersek; bu konuda kendimize öz eleştiri yapıp gerekli şeyleri yapma açısından fayda sağladı.
İlk günün son paneli ise ''Üye ülkelerde Yenilenebilir Enerji yatırımları ve gelişimi'' konuluydu. Fosil yakıtların tüketilmesinden dolayı doğal kaynakların kullanımına dikkat çeken Rozi Saarey bu konuda doğal kaynakların kullanılmasının nasıl artırılabileceği konusunda önemli noktalara değindi. Sonrasında söz alan Yasmeen Hassan ise yenilenebilir enerjinin gelecekteki yerinin ne olabileceği noktasında görüşlerini belirtti. Dr.Ayman Maqableh kendi ülkesinde(Ürdün) bu konuda neler yapıldığını anlattıktan sonra Michalis Mathioulakis ise gelecekte enerji sektöründeki pastadan en büyük pay sahiplerinden biri olacak olan Kaya Gazını anlattı.
II.GÜN
Sabah oturumu 10'da Petrol İşleri Genel Müdürü Selami İncedalcı, Cumhuriyetten günümüze petrol hukukunu anlattı. Bu konudaki yasalara,yapılanlara ve yapılması gerekenlere değindi.
Aranın ardından ikinci oturumda Hukuk ve Enerji Sektörü Bağlantısı konulu panel düzenlendi. Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Başkanı Av.Süleyman Boşça, Akfel Holding Hukuk Departmanı Direktörü Av. Mehmet Yılmazer ve Eski EPDK Uzmanı Av. Suat Kayıkçı bu konudaki düşüncelerini aktarırken bu sektörün ihtiyaç duyduğu yasalara değindiler.Bunun yanı sıra Türkiye ve dünyadaki diğer ülkelerde bu iki alanın ilişkisi karşılaştırılarak konunun daha iyi kavranması sağlandı.
Üçüncü oturumda Yrd.Doç.Dr. Nazmiye Pınar Artıran'ın moderatörlüğünde ve Aksan Hukuk Bürosu Av.Mehmet Taş ve EVG Attomey Partnership'den Av.Hasan Okur partner unvanlarıyla katılarak Enerji Hukuku ve Enerji Hukukunun Geleceğini kendi düşünceleri ve çeşitli veriler eşliğinde anlattılar. Özellikle gelişen bir sektör olması vesilesiyle hukuk kuralları açısından bazı alt dallarında eksiklikler olduğu dile getirilirken bu konuda söz konusu olan çalışmalar dile getirildi.
Kongrenin son konuşması ise DEİK Türk-Malezya,Singapur ve Türk-Tayvan İş Konseyleri Başkan Yardımcısı Tarkan Deniz tarafından yapıldı. ''Türkiye'de Enerji Sektöründe Uluslararası Yatırımlar ve Fırsatlar'' konusunu anlatan Deniz, bu konuda uluslararası yatırımcıları ülkemize çekmek için neler yapmamız ve yapmamamız gerektiğini belirtirken klasik stratejilerin dışındaki çeşitli stratejilere de değindi ve öğrencilerin girişimcilik projelerini de anlatması ve fuaye alanı etkinlikleriyle kongre sona erdi.
İki gün boyunca pek çok iş adamı,yatırımcı,yöneticiyi ağırlayan kongre böylece sona erdi.Aralarda yapılan ikramlar, ses-program akışı düzeni ve etkinlikte görevlilerin profesyonellikleri cidden takdire şayandı.Bundan sonraki projelerinde başarılar..
Cuma günü sabah 9:30'da Platform başkanı,Hukuk Fakültesi Dekanı ve Mütevelli Heyeti Başkanı'nın konuşmalarının ardından söz Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'taydı.Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'nden bahseden Arınç, bu proje sayesinde Avrupa'nın ilk kez Azeri gazı kullanacağını söylerken Hazar bölgesinin de talepleri karşılama konusunda yeni bir alan olacağını aktardı.Bunun yanı sıra en çok ithalat yaptığımız petrol ve doğalgaz konularına da değinen Arınç, TEPAV'ın bu konudaki çalışmalarına değindi.
Arınç'ın ardından kürsüye çıkan BP Türkiye Genel Müdürü Bull Fackrell ise Ortadoğu pazarıyla ilgili hedeflerini, gerçekleşmiş-gerçekleşmemiş beklentilerini ve üzerinde en çok durdukları SCP(South Caucasus Pipeline) projesini anlattı.
Ardından Teyo Yatırım,Borusan ENBW Enerji Genel Müdür Yrd. ve Humartaş Enerji Yrd. Türkiye'de Enerji Piyasasını masaya yatırdılar.Yaptıkları sunumlarla ülkemizde bu sektörün ilerlemesi için neler yapmasını gerektiğini belirtirlerken şirketlerinin de misyonlarını anlattılar.
Sonrasında süre planlamasının aşılmasından dolayı etkinlikler arasında yer değiştirme yaşandı ve ''Türkiye'de Yenilenebilir Enerji Yatırımları ve Gelişimi'' konulu panelle devam edildi.Ortadoğu Enerji'den Ata Ceylan,Siemens'ten Bilgehan Yaşacan ve Aksan Hukuk'tan Güray Erol hazırladıkları slaytlarla bu konuda bilgilendirmelerde bulundular. Fosil yakıtlarının gittikçe azaldığını varsayarsak bu enerji türünün önemi herkesin malumu.Bu konuda neler yapılabileceği, türbinlerin maliyetinin ve özel sektörün bu konuda neler yapılabileceği detaylarıyla ele alındı.
Öğle arasının ardından ikinci oturumda söz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İlker Sert'teydi. Bakanlığın yenilenebilir enerji noktasındaki çalışmalarına değinirken nükleer santral noktasındaki çalışmalarına değindi.Bu konudaki eleştirilere pek değinmemeye çalışmakla beraber bu projenin olumlu taraflarını belirtmekle yetindi.
Ardından Shila Ismail, Juha Pettari Peralampi ve Dr. Bader Obaidat ise ''Üye Ülkelerde Girişimcilik Faktörü,Bu yönde açılımlar ve inovasyon'' konulu panel düzenlediler.Özellikle ülkemizin inovasyon konusundaki geri kaldığını kabul edersek; bu konuda kendimize öz eleştiri yapıp gerekli şeyleri yapma açısından fayda sağladı.
İlk günün son paneli ise ''Üye ülkelerde Yenilenebilir Enerji yatırımları ve gelişimi'' konuluydu. Fosil yakıtların tüketilmesinden dolayı doğal kaynakların kullanımına dikkat çeken Rozi Saarey bu konuda doğal kaynakların kullanılmasının nasıl artırılabileceği konusunda önemli noktalara değindi. Sonrasında söz alan Yasmeen Hassan ise yenilenebilir enerjinin gelecekteki yerinin ne olabileceği noktasında görüşlerini belirtti. Dr.Ayman Maqableh kendi ülkesinde(Ürdün) bu konuda neler yapıldığını anlattıktan sonra Michalis Mathioulakis ise gelecekte enerji sektöründeki pastadan en büyük pay sahiplerinden biri olacak olan Kaya Gazını anlattı.
II.GÜN
Sabah oturumu 10'da Petrol İşleri Genel Müdürü Selami İncedalcı, Cumhuriyetten günümüze petrol hukukunu anlattı. Bu konudaki yasalara,yapılanlara ve yapılması gerekenlere değindi.
Aranın ardından ikinci oturumda Hukuk ve Enerji Sektörü Bağlantısı konulu panel düzenlendi. Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Başkanı Av.Süleyman Boşça, Akfel Holding Hukuk Departmanı Direktörü Av. Mehmet Yılmazer ve Eski EPDK Uzmanı Av. Suat Kayıkçı bu konudaki düşüncelerini aktarırken bu sektörün ihtiyaç duyduğu yasalara değindiler.Bunun yanı sıra Türkiye ve dünyadaki diğer ülkelerde bu iki alanın ilişkisi karşılaştırılarak konunun daha iyi kavranması sağlandı.
Üçüncü oturumda Yrd.Doç.Dr. Nazmiye Pınar Artıran'ın moderatörlüğünde ve Aksan Hukuk Bürosu Av.Mehmet Taş ve EVG Attomey Partnership'den Av.Hasan Okur partner unvanlarıyla katılarak Enerji Hukuku ve Enerji Hukukunun Geleceğini kendi düşünceleri ve çeşitli veriler eşliğinde anlattılar. Özellikle gelişen bir sektör olması vesilesiyle hukuk kuralları açısından bazı alt dallarında eksiklikler olduğu dile getirilirken bu konuda söz konusu olan çalışmalar dile getirildi.
Kongrenin son konuşması ise DEİK Türk-Malezya,Singapur ve Türk-Tayvan İş Konseyleri Başkan Yardımcısı Tarkan Deniz tarafından yapıldı. ''Türkiye'de Enerji Sektöründe Uluslararası Yatırımlar ve Fırsatlar'' konusunu anlatan Deniz, bu konuda uluslararası yatırımcıları ülkemize çekmek için neler yapmamız ve yapmamamız gerektiğini belirtirken klasik stratejilerin dışındaki çeşitli stratejilere de değindi ve öğrencilerin girişimcilik projelerini de anlatması ve fuaye alanı etkinlikleriyle kongre sona erdi.
İki gün boyunca pek çok iş adamı,yatırımcı,yöneticiyi ağırlayan kongre böylece sona erdi.Aralarda yapılan ikramlar, ses-program akışı düzeni ve etkinlikte görevlilerin profesyonellikleri cidden takdire şayandı.Bundan sonraki projelerinde başarılar..
Fotoğraflar: twitter.com/ipfyofficial
21 Eylül 2014 Pazar
SAHİBİNDEN ÜCRETSİZ SATILIK FUTBOL TAKIMI: HULL
Hull, İngiltere’nin çoğunluğu gençlerden oluşan 250 bin nüfuslu, -hep bu tip yazılarda kullanıldığı dille söylüyorum- “şirin” bir yerleşim merkezi
Tarihi, kültürü, coğrafyası vs. ile ilgilenmiyoruz. Meraklısı için internet üzerinde geniş bir bilgi denizi zaten mevcut. Bizi ilgilendiren tarafı bu küçücük şehrin İngiltere Premier Ligi’ndeki konumu... Büyük ölçekli şehir takımları ile karşılaştırıldığında bizim Akhisar Belediyespor’a karşılık geliyor desek aslında tam yakalamış oluruz.
Hull City geçtiğimiz yıl tarihinin en büyük başarılarından birini gerçekleştirerek Wembley’e gitti ve FA Cup finali oynadı. Arsenal’e 3-2 kaybetmelerine rağmen şehir mutluydu. O gün Londra’ya şehirde yaşayan her 4 kişiden birisi tarihe tanıklık etmek için gitmişti… Onlar için kaybetseler de harika bir hafta sonu olmuştu. O maç Hull sokaklarında hâlâ konuşuluyor mu bilmiyoruz ama bugünlerde takımın sahipliği konusunda ilginç şeyler oluyor.
Hull City’yi 2010 yılında Mısırlı işadamı Assem Allam satın aldı. Kulüp büyük borç yükü altındaydı ve Allam’ın katkısıyla işler yoluna girdi, takım yükselmeye başladı. Ne var ki şehrin ekonomik gücü Hull City’i Premier Lig’de kalıcı yapmaya yetmeyecekti.
Allam takımın ismini “Hull Tigers” olarak değiştirip Asya’da ticari ürünler pazarlanabilir bir markaya dönüştürme kararı aldı. Bu şekilde ekonomik ve tanınmışlık olarak önemli bir adım atılacaktı.
Taraftar ise bu duruma katlanamazdı. Geçmiş yıllarda karanlık günler geçirip alt liglerden kurtulamasalar da takımlarının ismi onlar için kutsaldı ve Allam’a karşı direnişe geçtiler.
“Ölene dek City” adı verilen kampanya sosyal medyada büyük etki yarattı. Maçlarda açtıkları pankartlarla seslerini tüm dünyaya duyurmaya çalıştılar.
Protestolar Allam’ı çileden çıkardı. Kampanyaya adını veren “Ölene dek City” sloganına “İstedikleri zaman ölebilirler, iyi futbol istemiyorlarsa takımı bırakabilirler!” karşılığı ile cevap verdi.
Taraftar anında tepkisini gösterdi.
“Biz Hull City’yiz ne zaman istersek o zaman ölürüz.”
KAZANAN GERÇEKTEN
KAZANMIŞ OLACAK MI?
Alllam, Hull City isminin “Hull Tigers” olarak değiştirilmesi için İngiltere Futbol Federasyonu’na başvurduğunda ilginç bir cevap aldı. Taraftarların kampanyası ses getirmiş olmalı ki federasyon, “Hissedarlar ve taraftarlara sormalıyız” görüşünü bildirdi.
Allam küplere binmişti. Federasyon teklifini kabul etmezse kulübü satacağı tehdidini savurdu.
Federasyon, taraftarın protestosu karşısında oyunu onlardan yana kullanmıştı ve herkes Allam’ın yeni hamlesini beklemeye koyuldu.
Allam, gecikmeden “Sözümü tutuyorum, kulübü satıyorum” açıklamasını yapmıştı bile…
Allam’ın bu kararından aylar geçti. Henüz kulübe bir talip çıkmadı. Haliyle bu kadar büyük bir gider kapısını kimseler yüklenecek cesareti bulamamıştı. Allam bu kez takımı isteyen birisine bedelsiz olarak teslim edeceğini ilan etti.
2010 yılında yaklaşık 70 milyon sterlin ödediği kulübü gerçekten bedelsiz olarak verir mi bilinmez!
İsim değişikliğini ret kararı üzerine son çare olarak CAS’ın kapısına dayanmış durumda. Eğer istediği karar çıkmazsa sözünü tutup takımı bedelsiz devredeceğini bir kez daha dile getirdi.
CAS’tan olumlu bir haber gelmesi beklenmiyor, Hull sokaklarında şimdi Allam’a karşı kazanılan zafer’in sarhoşluğu yaşanırken, bir taraftan da gelecekte Premier Lig’den düşme riskinin sancıları yaşanıyor.
Öyle ya!
Taraftar takımı bedelsiz teslim alsa bile Premier Lig’de kalacak bütçelemeyi nasıl başaracaklar?
Yılın en ilginç futbol hikâyelerinden birisi yazılıyor. Allam için 70 milyon sterlini bırakıp gitmek ne kadar kolay bilmek zor.
Sadece şunu düşünmeden edemiyoruz. Bu 70 milyon sterlin ile Türkiye’de bir kulübü satın alsa işler nasıl ilerlerdi..
İyi pazarlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










