12 Kasım 2014 Çarşamba

Ülkemizde AR-GE ve İnovasyon Konusundaki Eksiklikler ve Ona Yönelik Çözüm Önerileri

     Son yıllarda tüm dünyada bu iki kavram kendine büyük bir yer edindi: AR-GE ve İnovasyon.Özellikle bilişim ve yazılım sektörlerinin hayatımızda bu kadar çok yer edinmesiyle beraber yeni ekonomik faaliyetlerde önem kazanmaya başladı.Dünyadaki yerinin hatırı sayılır olduğunu söylemiştik,bizde ise yeni yeni önem kazanmaya başladı.Şu anda ülke giderlerinin %1’ini oluşturuyor.(6.5 milyar $) ‘’2023 hedefleri’’ olarak belirlenen listede 2023 yılında bunun 30 milyar $ ile %3 olması bekleniyor.


     Tahmin edileceği gibi bu sektörün kilit noktası girişimcilik.Bizde bu kulvarın ilerlemeye geç kalmasının sebeplerini ele alacağız.Ama ben öncelikle bu alana yönelmiş insanların karşılaşacağı dört zorluğu sıralamak istiyorum.Aslında ilk üç aşamada zorluk var daha ziyade.Eleği geçip süzülürseniz son aşamada sizi zafer bekliyor.

A )  Yoksay Kapısı: Bu aşamada girişimciliğe başlamış herkesle aynı konumdasınız. Kafanızda bir fikir,proje vardır ve bunları çevrenizdekilere sunmak; onlardan olumlu ve olumsuz eleştiriler almak istersiniz fakat maalesef çevrenizdekilerin vereceği tepki bu aşamada ‘yok saymak’ olur.

B )  Alay et kapısı: İlk aşamada kendinize muhatap buldunuz ve projenizi anlattınız.Farklı bir perspektife sahipsiniz ve bunun getirisiyle alışılmadık bir şey sunmanıza rağmen sizinle ve eserinizle alay edilir.Ciddiye alınmaz.Bu mantığa göre gerekli olan her şey bulunmuş,keşfedilmiştir.Bundan sonraki tasarımlar gereksizdir.

C )  Sizinle savaşılması: Eğer pes etmeyip projenizi anlatmaya devam edip,onları ikna ederseniz bu sefer ‘kabullenememe’ evresi devreye girer.Çünkü siz inovasyon maratonunda koşarak eski köye yeni adet getirmişsinizdir ve bu eski köyün ağaları ve sakinleri tarafından pek hoş karşılanmaz

D )  Benimsenme kapısı: Onlara bunun pek kötü bir şey olmadığını,aslında hepimiz için yapılan bir girişim olduğunu anlatmayı başardınız ve ikna ettiniz.Artık tamamdır! İlk 3 zorlu kapıdan geçtiniz ve başarının kapısının anahtarı elinizde demektir.
     
     
     Bunlar girişimci olmak isteyen nadide insanların karşılaşacağı zorluklar.Peki, şimdiki sorumuz: Neden bu alana nadide insanlar yöneliyor? Maddi ve manevi bu kadar albenili değil mi gerçekten? Benim bu noktada 8 tespitim var,onları paylaşmak istiyorum.

      1)      Düello yok pusu var: Aslında bu kavramı dahili girişimciler için kullanıyordum ama artık bireysel girişimciler için de geçerli. Yani bir girişimciyle diğeri arasında ‘’ben daha faydalı şeyler bulacağım’’ düşüncesi değil de ‘’onunkini nasıl batırsam’’ fikri var. Bu da zaten daha en baştan işi baltalıyor.
      2)      Akıl yerine kurnazlık: Toplumumuzda aslında yaratıcı insan problemi yok.Buna kurnazlık yaparken söylenilen yalanlardan,kurulan cümlelerden anlayabiliriz.Ülkede çıkarı için kurnazlığa giden değil de aklını yararlı şeylere yatıran insan eksiği var.
      3)      Sabır yerine telaş: Mesela dahili girişimcileri ele alalım.Çalıştıkları firmalarda patronlar onlardan sürekli bir şeyler bekler.Daima aktif olmaları gerekir.(Aktiften kastım bir şeyler üretmeleri) Belli bir süre sonunda elle tutulur(!) bir şey yoksa yollar ayrılır.Patronunun gözüne girmek isteyen girişimci bu yüzden ya (ç)alıntı ya taklit ya da niteliksiz projelere yönelir.Amerikalıların bu noktada bağımsız ve özgür çalışılabilmesi için kurdukları NYIT(New York Instute of Technology) muazzam bir örnek.
     4)      Merak yerine Biat: Yine firmalara bağımlı olarak çalışan girişimcilerin karşılaştığı problemlerden biri. Asıl amaç bir süre sonra patron ya da yönetim kurulunun hoşuna gidecek ya da ‘gerekli gördüğü’ şeyleri tasarlamak oluyor.Bu sefer ilginç bulduğu,merak ettiği şeyleri değil de istenilen şeylere yoğunlaşıyor bu da biat geleneğinin girişimciliğe darbesi denebilir.
     5)      Herkes her şeyi biliyor: Aslında buna karşılaşılan engellerde de değinmiştik.Ülkede bilgi açığı yok,her şey tamam gibi.Fakat tabii ki gerçek böyle değil. Her geçen gün yenilenen teknoloji ve ekonomi gösteriyor ki ‘’değişmeyen tek şey değişimdir’’
     6)      Özgün yerine taklit: Düşünme anlamında biraz tembel bir toplum olduğumuz özeleştirisini yapmak gerekir.Bu yüzden yeni bir şey üretmektense hazıra konmak daha kolayımıza geliyor.Bu da tabi sadece kendimizi kandırmamıza neden oluyor.
     7)      Ödül yerine ceza: Aslında bu son yıllarda biraz biraz aşılmaya başlandı.Fakat hâlâ geçerliliğini koruyor.Yani bir şey bulmak istediğinizde size verilen tepki ‘’öyle mi,gel bakalım neymiş’’ değil de ‘’hadi ordan sende’’ oluyor.
       8)      Farkındalık : Bu da yine çeşitli konferans,eğitim ve etkinliklerle aşılmaya çalışılan bir kavram.Artık devlet dairelerinde de özel sektörde de kontenjanlar fazlasıyla dolmuş durumda,bu da insanları yeni şeylere yönlendiriyor tabi.Bu da insanların inovasyon,ar-ge gibi kavramların fark etmesine olanak sağlıyor.

     Gözlemlediğim kadarıyla ülkemizde AR-GE ve inovasyona bakış açımıza değinmeye çalıştım.Ülkemizde bu konuda yeni yeni çalışmaların başladığını söylemiştik.İlk aklıma geln ise Zorlu’nun Venüs adlı yerli telefonu çıkarması.(RAM yabancı olsa da geri kalanıyla yerli malı).Geçen yıl 90 milyon telefon için 2.7 milyar dolar verdiğimizi düşünürsek sektörün büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor.

     Bu arada kendimizden bahsettik,biraz da karşılaştırma yapalım.1960 yılında bizde askeri darbe olan bir başka ülke daha darbe olmuştu:Güney Kore. O dönemde dünyanın sefalet içindeki ülkelerinden biriyken şu anda Kişi Başı Milli Geliri 20 bin dolar seviyesinde.En çok tanınan telefon markalarından Samsung’u bünyesinde bulunan ülke.Bunun pek çok sebebi var tabi,ilki; devletin yabancı firmalara uyguladığı kota uygulaması. Sonrasında ülkenin seferber olup bu konuyla ilgili kafa yorması ve daha nice sebepler.

     Aslında bizlerde ‘inovasyon’ kavramı süreklilik ifade etmese de pek de yabancı değil.Hatta bizdeki tarihinin Cumhuriyet’in ilk yıllarına dayandığını bile söyleyebiliriz. –Mekanları cennet olsun- Vecihi Hürkuş,Nuri Demirağ ve Selahattin Bey’in yaptıkları 8 teyyare bunun en iyi örnekleri.Cemal Gürsel zamanında yapılan devrim arabaları da gayet iyi bir örnek.Bu araçlardan birine Cemal Gürsel’in binip kısa bir gezi yaptığını bile düşünürsek kat edilen aşama daha iyi anlaşılabilir.

     Bunların hülasası bizde o potansiyel var fakat önümüzde sorunlar ve o sorunlara getirilmesi gereken çözümler var.İçtimai konulara değinmiştik,işin bir de finansal boyutu var.O da enflasyonist ekonomi.Yani en açık ifadeyle her hafta ürünün fiyat değişimi.Bu konuda kendimce yaptığım çözüm önerileri ise maddeler halinde sıralarsak şöyle:

1)Merak

2)İhtiyaç Envanteri

3)Farklılıkları Keşfetmek

4)Uzmanlık Değil Tutku

5)Hatayı Hak Olarak Tanımlama

6)Sabır

7)Başarısızlığı Yönet ve Bütçele

8)Fikri Suçlama ve Yargılama

9)Ödüle Ortak Et

      Tüm bunları hallettiğimizde bizlerde küresel yatırımcılar,girişimciler çıkarabiliriz.Yeter ki inovasyona ve AR-GE’ye gönül verenlerimiz bu yolda devam etsinler yoksa keşfedilecek çok şey var.Mesela IBM yazılımı keşfettiğinde ofis programlarını da ondan bekliyorlardı fakat sonra Microsoft diye bir şey çıkıverdi.Ardından Google denen şirket arama motorunu buldu ve çok büyük bir ihtiyacı ortadan kaldırdı. Google Plus hamlesiyle herkes sosyal medya atılımını ondan bekliyordu fakat bu sefer devreye Facebook,Twitter gibi uygulamalar girdi.Yani sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılamak için eldeki veriler fazlasıyla yeterli; yeter ki içimizdeki girişim ruhu eksik olmasın..

Kaynakça:
http://en.wikipedia.org/wiki/New_York_Institute_of_Technology

26 Ekim 2014 Pazar

IPFYE ENERJİ KONGRESİ'NİN ARDINDAN

24-25 Ekim tarihlerinde Uluslararası Genç Girişimciler Platformu tarafından Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul yerleşkesinde 'IPFYE Enerji Kongresi' düzenlendi. Pek çok iş adamı, genel müdür, yönetici ve akademisyeni ağırlayan etkinlik bu 2 günlük süre zarfında katılımcılara keyifli ve verimli bir dönüşüm sağladı.

    Cuma günü sabah 9:30'da Platform başkanı,Hukuk Fakültesi Dekanı ve Mütevelli Heyeti Başkanı'nın konuşmalarının ardından söz Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'taydı.Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'nden bahseden Arınç, bu proje sayesinde Avrupa'nın ilk kez Azeri gazı kullanacağını söylerken Hazar bölgesinin de talepleri karşılama konusunda yeni bir alan olacağını aktardı.Bunun yanı sıra en çok ithalat yaptığımız petrol ve doğalgaz konularına da değinen Arınç, TEPAV'ın bu konudaki çalışmalarına değindi. 


    Arınç'ın ardından kürsüye çıkan BP Türkiye Genel Müdürü Bull Fackrell ise Ortadoğu pazarıyla ilgili hedeflerini, gerçekleşmiş-gerçekleşmemiş beklentilerini ve üzerinde en çok durdukları SCP(South Caucasus Pipeline) projesini anlattı.


Ardından Teyo Yatırım,Borusan ENBW Enerji Genel Müdür Yrd. ve Humartaş Enerji Yrd. Türkiye'de Enerji Piyasasını masaya yatırdılar.Yaptıkları sunumlarla ülkemizde bu sektörün ilerlemesi için neler yapmasını gerektiğini belirtirlerken şirketlerinin de misyonlarını anlattılar.


Sonrasında süre planlamasının aşılmasından dolayı etkinlikler arasında yer değiştirme yaşandı ve ''Türkiye'de Yenilenebilir Enerji Yatırımları ve Gelişimi'' konulu panelle devam edildi.Ortadoğu Enerji'den Ata Ceylan,Siemens'ten Bilgehan Yaşacan ve Aksan Hukuk'tan Güray Erol hazırladıkları slaytlarla bu konuda bilgilendirmelerde bulundular. Fosil yakıtlarının gittikçe azaldığını varsayarsak bu enerji türünün önemi herkesin malumu.Bu konuda neler yapılabileceği, türbinlerin maliyetinin ve özel sektörün bu konuda neler yapılabileceği detaylarıyla ele alındı.

Öğle arasının ardından ikinci oturumda söz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İlker Sert'teydi. Bakanlığın yenilenebilir enerji noktasındaki çalışmalarına değinirken nükleer santral noktasındaki çalışmalarına değindi.Bu konudaki eleştirilere pek değinmemeye çalışmakla beraber bu projenin olumlu taraflarını belirtmekle yetindi.


Ardından Shila Ismail, Juha Pettari Peralampi ve Dr. Bader Obaidat ise ''Üye Ülkelerde Girişimcilik Faktörü,Bu yönde açılımlar ve inovasyon'' konulu panel düzenlediler.Özellikle ülkemizin inovasyon konusundaki geri kaldığını kabul edersek; bu konuda kendimize öz eleştiri yapıp gerekli şeyleri yapma açısından fayda sağladı.


İlk günün son paneli ise ''Üye ülkelerde Yenilenebilir Enerji yatırımları ve gelişimi'' konuluydu. Fosil yakıtların tüketilmesinden dolayı doğal kaynakların kullanımına dikkat çeken Rozi Saarey bu konuda doğal kaynakların kullanılmasının nasıl artırılabileceği konusunda önemli noktalara değindi. Sonrasında söz alan Yasmeen Hassan ise yenilenebilir enerjinin gelecekteki yerinin ne olabileceği noktasında görüşlerini belirtti. Dr.Ayman Maqableh kendi ülkesinde(Ürdün) bu konuda neler yapıldığını anlattıktan sonra Michalis Mathioulakis ise gelecekte enerji sektöründeki pastadan en büyük pay sahiplerinden biri olacak olan Kaya Gazını anlattı.



II.GÜN

Sabah oturumu 10'da Petrol İşleri Genel Müdürü Selami İncedalcı, Cumhuriyetten günümüze petrol hukukunu anlattı. Bu konudaki yasalara,yapılanlara ve yapılması gerekenlere değindi.


Aranın ardından ikinci oturumda Hukuk ve Enerji Sektörü Bağlantısı konulu panel düzenlendi. Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü Başkanı Av.Süleyman Boşça, Akfel Holding Hukuk Departmanı Direktörü Av. Mehmet Yılmazer ve Eski EPDK Uzmanı Av. Suat Kayıkçı bu konudaki düşüncelerini aktarırken bu sektörün ihtiyaç duyduğu yasalara değindiler.Bunun yanı sıra Türkiye ve dünyadaki diğer ülkelerde bu iki alanın ilişkisi karşılaştırılarak konunun daha iyi kavranması sağlandı.


Üçüncü oturumda Yrd.Doç.Dr. Nazmiye Pınar Artıran'ın moderatörlüğünde ve Aksan Hukuk Bürosu Av.Mehmet Taş ve EVG Attomey Partnership'den Av.Hasan Okur partner unvanlarıyla katılarak Enerji Hukuku ve Enerji Hukukunun Geleceğini kendi düşünceleri ve çeşitli veriler eşliğinde anlattılar. Özellikle gelişen bir sektör olması vesilesiyle hukuk kuralları açısından bazı alt dallarında eksiklikler olduğu dile getirilirken bu konuda söz konusu olan çalışmalar dile getirildi.




Kongrenin son konuşması ise DEİK Türk-Malezya,Singapur ve Türk-Tayvan İş Konseyleri Başkan Yardımcısı Tarkan Deniz tarafından yapıldı. ''Türkiye'de Enerji Sektöründe Uluslararası Yatırımlar ve Fırsatlar'' konusunu anlatan Deniz, bu konuda uluslararası yatırımcıları ülkemize çekmek için neler yapmamız ve yapmamamız gerektiğini belirtirken klasik stratejilerin dışındaki çeşitli stratejilere de değindi ve öğrencilerin girişimcilik projelerini de anlatması ve fuaye alanı etkinlikleriyle kongre sona erdi.




 
İki gün boyunca pek çok iş adamı,yatırımcı,yöneticiyi ağırlayan kongre böylece sona erdi.Aralarda yapılan ikramlar, ses-program akışı düzeni ve etkinlikte görevlilerin profesyonellikleri cidden takdire şayandı.Bundan sonraki projelerinde başarılar..

Fotoğraflar: twitter.com/ipfyofficial

21 Eylül 2014 Pazar

SAHİBİNDEN ÜCRETSİZ SATILIK FUTBOL TAKIMI: HULL

Hull, İngiltere’nin çoğunluğu gençlerden oluşan 250 bin nüfuslu, -hep bu tip yazılarda kullanıldığı dille söylüyorum- “şirin” bir yerleşim merkezi


Tarihi, kültürü, coğrafyası vs. ile ilgilenmiyoruz. Meraklısı için internet üzerinde geniş bir bilgi denizi zaten mevcut. Bizi ilgilendiren tarafı bu küçücük şehrin İngiltere Premier Ligi’ndeki konumu... Büyük ölçekli şehir takımları ile karşılaştırıldığında bizim Akhisar Belediyespor’a karşılık geliyor desek aslında tam yakalamış oluruz.
Hull City geçtiğimiz yıl tarihinin en büyük başarılarından birini gerçekleştirerek Wembley’e gitti ve FA Cup finali oynadı. Arsenal’e 3-2 kaybetmelerine rağmen şehir mutluydu. O gün Londra’ya şehirde yaşayan her 4 kişiden birisi tarihe tanıklık etmek için gitmişti… Onlar için kaybetseler de harika bir hafta sonu olmuştu. O maç Hull sokaklarında hâlâ konuşuluyor mu bilmiyoruz ama bugünlerde takımın sahipliği konusunda ilginç şeyler oluyor.
Hull City’yi 2010 yılında Mısırlı işadamı Assem Allam satın aldı. Kulüp büyük borç yükü altındaydı ve Allam’ın katkısıyla işler yoluna girdi, takım yükselmeye başladı. Ne var ki şehrin ekonomik gücü Hull City’i Premier Lig’de kalıcı yapmaya yetmeyecekti.
Allam takımın ismini “Hull Tigers” olarak değiştirip Asya’da ticari ürünler pazarlanabilir bir markaya dönüştürme kararı aldı. Bu şekilde ekonomik ve tanınmışlık olarak önemli bir adım atılacaktı.
Taraftar ise bu duruma katlanamazdı. Geçmiş yıllarda karanlık günler geçirip alt liglerden kurtulamasalar da takımlarının ismi onlar için kutsaldı ve Allam’a karşı direnişe geçtiler.
“Ölene dek City” adı verilen kampanya sosyal medyada büyük etki yarattı. Maçlarda açtıkları pankartlarla seslerini tüm dünyaya duyurmaya çalıştılar.
Protestolar Allam’ı çileden çıkardı. Kampanyaya adını veren “Ölene dek City” sloganına “İstedikleri zaman ölebilirler, iyi futbol istemiyorlarsa takımı bırakabilirler!” karşılığı ile cevap verdi.
Taraftar anında tepkisini gösterdi.
“Biz Hull City’yiz ne zaman istersek o zaman ölürüz.”

KAZANAN GERÇEKTEN
KAZANMIŞ OLACAK MI?
Alllam, Hull City isminin “Hull Tigers” olarak değiştirilmesi için İngiltere Futbol Federasyonu’na başvurduğunda ilginç bir cevap aldı. Taraftarların kampanyası ses getirmiş olmalı ki federasyon, “Hissedarlar ve taraftarlara sormalıyız” görüşünü bildirdi.
Allam küplere binmişti. Federasyon teklifini kabul etmezse kulübü satacağı tehdidini savurdu.
Federasyon, taraftarın protestosu karşısında oyunu onlardan yana kullanmıştı ve herkes Allam’ın yeni hamlesini beklemeye koyuldu.
Allam, gecikmeden “Sözümü tutuyorum, kulübü satıyorum” açıklamasını yapmıştı bile…
 Allam’ın bu kararından aylar geçti. Henüz kulübe bir talip çıkmadı. Haliyle bu kadar büyük bir gider kapısını kimseler yüklenecek cesareti bulamamıştı. Allam bu kez takımı isteyen birisine bedelsiz olarak teslim edeceğini ilan etti.
2010 yılında yaklaşık 70 milyon sterlin ödediği kulübü gerçekten bedelsiz olarak verir mi bilinmez!
İsim değişikliğini ret kararı üzerine son çare olarak CAS’ın kapısına dayanmış durumda. Eğer istediği karar çıkmazsa sözünü tutup takımı bedelsiz devredeceğini bir kez daha dile getirdi.
CAS’tan olumlu bir haber gelmesi beklenmiyor, Hull sokaklarında şimdi Allam’a karşı kazanılan zafer’in sarhoşluğu yaşanırken, bir taraftan da gelecekte Premier Lig’den düşme riskinin sancıları yaşanıyor.
Öyle ya!
Taraftar takımı bedelsiz teslim alsa bile Premier Lig’de kalacak bütçelemeyi nasıl başaracaklar?
Yılın en ilginç futbol hikâyelerinden birisi yazılıyor. Allam için 70 milyon sterlini bırakıp gitmek ne kadar kolay bilmek zor.
Sadece şunu düşünmeden edemiyoruz. Bu 70 milyon sterlin ile Türkiye’de bir kulübü satın alsa işler nasıl ilerlerdi..
İyi pazarlar...